2 Eylül 2017 Cumartesi

Japonya vol 2: Gidiş ve Osaka'ya Varış

Yazmayı özlediğimi fark ettim fakat yazmakla ilgili her şey bana zor geliyor.İlk cümleyi yazmak,olayları kafamda toplamak ve yazdığımın devamını getirmek.Yine de bir yerden başlamam gerek.

Japonya'ya gitmek en büyük hayallerimden biriydi ki bu hayali iki yıl önce gerçekleştirdim.İkinci kere gitmek ise bir hayali iki kere gerçekleştirmek demekti.Bunun için bütün sene çalıştığım için de anlamı büyüktü.Geçen sefer sadece Tokyo'daydım.Bu defa ise Kore'den aktarmalı olarak Osaka'ya,oradan Kyoto'ya,en son olarak da Tokyo'ya gidecektik.

Gideceğimiz gün beraber yolculuk yapacağım arkadaşım (Belgin) uçak korkusu nedeniyle gitmek istemediğini söylüyordu.Ben ise o gün yaşadıklarımı anlatmak bile istemiyorum aslında ama olanları biraz anlatmazsam macera eksik kalacak.

O gün ailemle İzmit'ten hava alanına gitmek üzere yola çıktık.Yolculuğun ilk zamanları oldukça normaldi.Fakat sonra trafik iyice yavaşlamaya başladı.Önce çok panik yapmadım fakat zaman geçtikçe başta ben ve babam olmak üzere bütün aile gerilmeye başladı.Annem navigasyondan yola bakıyor boş görünen yollar bile sonradan doluyordu.O sırada hissettiklerimi bir daha asla yaşamak istemem! O kadar emeğin,paranın ve hayallerimin boşa gideceğini düşündükçe gözlerim doluyordu. Kardeşime dönüp gidemeyeceğim... gidemeyeceğim... demeye başladım.Bütün aile de daha erken çıksaydık diye birbirine girdi. Belgin'e mesaj attım.O ve ailesi çoktan gelmişti.

Ailecek yaşadığımız heyecan ve paniği anlatamam! Neyse ki  check in saatine 5 dk kala hava alanına yetiştim.Deli gibi girişe koşmaya başladım.Güvenlik kapısında bekleyenlerden uçağımı kaçıracağım deyip öne geçmek için izin istedim.Sağ olsunlar sıralarını verdiler.Arkadan da kardeşim valizimi getirdi.Bu şekilde ucu ucuna yetiştim.Az önce sinir stres içinde olan ben ve ailem yetişmemle beraber pamuk gibi olmuştuk.Az bir süre uçak saatini bekleyip vedalaştık.

Uçak yolculuğumuz uyuyamayışımız dışında iyi geçti ve söylemem gerekli ki koreli hostesler baya güzel.Bütün yolculuğu "çok güzeller" "yüzleri ne güzel" "çok da hoşlar" şeklinde geçirdik.Tek sorun belki de İngilizcelerinin zor anlaşılması.Öyle ki pilot bile İngilizce anons yaptığında ne dedi ki bu? diye birbirimize soruyorduk.Yani bir şey olsa anlayamayacaktık.

Incheon Hava Alanı'na geldiğimizde sevinçliydik.O zaman aslında yabancı bir ülkede olduğumu daha çok hissettim.Çünkü Japonya benim ikinci ülkem gibi.Oysa Kore çok da ilgili olmadığım,dilini bile azıcık olsa bilmediğim bir yerdi.O yüzden insanlarla anlaşmak bana daha zor geldi.

Hava alanında Osaka'ya gideceğimiz uçak için 5 saat beklememiz gerekliydi.Biz de biraz yürüdük,güçlerimizi birleştirip yemek yedik,birazcık da oturup bekledik vee zaman çabuk geçti.
Osaka'ya 2 saatlik yol olmasına rağmen çok sallantılı bir uçuştu.Fakat yemek servisi yaptılar ki uçakta en sevdiğim şey yemek yemek.

Sonunda Osaka'ya geldiğimizde şu tabelayı görüp çooook sevindim:

Şeftalili suyum  
Otobüse binip kalacağımız yere doğru yola çıktık.Hatırladığım kadarıyla hava kapalıydı ve pencereden dışarı baktığımda her şey bana gri geliyordu.Rahat bir yolculuktu ama asıl macera otobüsten indikten sonra başlayacaktı.Kalacağımız hosteli indiğimiz istasyondan bulmamız gerekliydi.Bu arada ikimizin de yükü oldukça ağırdı.Bir çekçekli valizimiz,bir el bavulumuz ve bir de sırt çantamız vardı.Bir yandan haritaya bakıyor,bir yandan insanlara yol soruyor,bir yandan da yüklerimizle boğuşuyorduk.Belgin bu sırada keşke gelmeseydim tarzı şeyler söylüyordu. (Belgin sdfdsff sonra geri dönmeyelim diye ağlanmamıza geleceğim.)
Haritada kaybolmuş bir adet Belgin
Navigasyonda hostelin yakınlarında Japonya'nın elektronik eşyalar satan mağazası Big Camera görünüyordu.Biz de oraya doğru gitmeye çalıştık fakat baya yürümemize rağmen herhangi bir tabela görünmüyordu.Yüklerimizi taşımaktan da feci yorulmuştuk.Bir ara valizleri Belgin'e bıraktım ve ileri doğru yürüyüp big camera var mı yok mu kontrol etmek istedim.O an hem yolculuğun yorgunluğu,hem kaybolmuş olmamız hem de Osaka'da olmak çok farklı hissettiriyordu.Bir sürü ışık, bir sürü insan üzerime üzerime geliyordu.Bir kafeye girip mağazayı sordum ileride olduğunu söylediler.Koşa koşa geri döndüm ve sonra Belgin'le beraber ileri doğru gittik.Bir süre sonra da mağazayı bulduk.Oranın ilerisinde de maraş dondurmacısı bir abi  görünce ona merhaba deyip hosteli sorduk.Fakat kendisiyle Türkçe konuşsak da zor anlaştık!! sdfndsf.Neyse ki Japon bir kadın (tanıdığı biri miydi müşteri miydi anlamadım) bize yardım etti ve bizi hostelimize kadar bıraktı.

Hostelimiz aynı zamanda kitap kafe gibi bir şeydi.İnternette gördüğümüzde çok sevmiştik.


Biz kızlar yatakhanesinde kaldık.Kapalı ranzalarda klostrofobi hissederim diye düşünmüştüm ama yatak çok rahat geldi.Kötü yanları; diğer kalanların sabahın köründe ses yapmaları,Koreli kızların gece gece yüz bakımı yaparken çıkardığı sesler ve sabahın dokuzunda köklenen klima ile yatakların toplanmasıydı.

Ranzamız
Kızlar yatakhanesinde shoujo mangalar
Dönüp baktığımda hala çok özlediğim için bu yazıyı yazmak zor oldu ama yazmaya başladığım için mutluyum.Diğer yazımda da Nara gezimizden ve Osaka'dan bahsedeceğim.

またね~



17 Eylül 2016 Cumartesi

Japonca Müzik 11 : Kenshi Yonezu


Uzun süre sonra üşenmeyip yazı yazabilmemin nedenlerinden biri Kenshi Yonezu, diğeri de kitap okuyamıyorum (çünkü kafam karman çorman)  bari yazı yazayım düşüncem. Kenshi Yonezu hem vocaloid yapımcısı hem söz ve şarkı yazarı hem şarkıcı hem de illüstratör ( bakınız ) Bunların üzerine bir de son çıkardığı klipte dans ediyor ama oraya en son geleceğim.


Kenshi Yonezu  kendi ismiyle albüm çıkarmadan önce  "Hachi " takma ismiyle vocaloid şarkılar yayınlıyordu. Donut Hole, Matryoshka ve Musunde Hiraite Rasetsu to Mukuro  gibi vocalaid şarkıların da yapımcısı kendisidir.Bu türü seviyorsunuz mutlaka dinlemelisiniz! Ben utaite versiyonları daha çok seviyorum ama buraya vocaloidleri bırakıyorum.








Kenshi, 2012'de Diorama  albümü ile  Hachi yerine kendi ismini kullanmaya ve kendi şarkı söylemeye başladı. Ben onu ilk çok sevdiğim Eine Kleine şarkısıyla keşfettim.Daha sonra bu şarkının bir sürü coverını da dinledim tabi.Welcome to Utaite Hell! Ondan sonra da Metronome, Santa Maria, Vivi gibi şarkıları da beraberinde geldi.



"Atashi anata ni aete hontou ni ureshii no ni
Atarimae no you ni sorera subete ga kanashiinda"




Son çıkardığı kliple de şarkı yazmasının,şarkı söylemesinin ve resim çizmesinin yanında bir de dans edebildiğini (azcık yetenek de bize bıraksaydın öh) görmüş olduk. Şarkıyı da klibi de çok sevdim.Bıkana kadar dinleyeceğim büyük ihtimalle. Bir sonraki Japonya ziyaretimde de umarım konserine denk gelebilirim ve sahnede ayrı güzel görünen bu yetenekli insanı canlı dinlerim.(ne oluuuur!) 





28 Mart 2016 Pazartesi

Itsukoi

Cumartesi günü,takip ettiğim utaitelerden biri twitcasting'te çok güzel bir şarkı söyledi.Yanda yorum yapan kullanıcılardan hemen şarkının ismini bulup dinledim.Youtube'ta da şarkıyla birlikte diziyle ilgili görüntülerin olduğu kısa bir klip vardı. (uzun versiyonunu buradan dinleyebilirsiniz.) Oradan da diziyi merak edip araştırdım ki ismi "Itsuka Kono Koi wo Omoidashite Kitto Naite Shimau" muş.Şiir gibi evet.Türkçesi şöyle bir şey "bir gün bu aşkı hatırladığımda kesinlikle ağlayacağım" Çok şükür  "Itsukoi" dye kısaltmışlar.İngilizcesi ise "Love that makes you cry" (daha acısız bir isim koysaydınız keşke.) İki gün boyunca başka pek de bir şey yapmadan (gece yarısı bilgisayarım artık dur deyip kendini kapattı gerçi) bütün bölümleri bitirdim.Şimdi kendimi çok boş hissediyorum.

Kısaca konusu; Sugihara Oto, annesi o daha çocukken öldüğü için üvey ailesiyle Hokkaido'da yaşayan bir kızdır.Ailesinin zoruyla kendisinden büyük bir adamla istemediği bir evlilik yapmak üzeredir. Hayallerinden vazgeçmiştir.Soda Ren de aynı Oto gibi ailesini kaybetmiş bir gençtir.Bütün hayatını dedesi ile kırsalda geçirdikten sonra dedesinin kaybettiği araziyi geri almak için Tokyo'ya çalışmaya gitmiştir.Fakat ev taşımacılığı işiyle gerekli parayı toplamaya çalışsa da Tokyo şartları zordur.Ren, arkadaşının birinden çalmış olduğu çantayı karıştırıp içindeki mektubu okuyunca onu sahibine geri götürmeye karar verir. Hokkaido'ya doğru yola çıkar ve olaylar gelişir.

Genel olarak castingi sevdim. Oto'yu Arimura Kasumi oynuyor. Strobe Edge'de izlerken ne kadar da şirin bir kız demiştim. Ren rolünde ise daha önce Solanin ve yarım bıraktığım Norwegian Wood'ta izlediğim Kora Kengo var. Onunla ilgili yorumlarda da bu tarz dramalarda oynayan Japon erkek tipinden farklı olduğu yazıyordu.Ben bu adamı sevsem de dizideki karakterini sevip sevmemek konusunda çok arada kaldım.Onu daha sert göründüğü rollerde izlemek isterim çünkü cool (bunu karşılayacak Türkçe bir sözcük bulamıyorum evet)  (bknz) bence.




İkinci esas çocuk rolü Nishijima Takahiro'nun (Nissy'miş lakabı)  Kendileri daha önce duymadığım AAA adlı Jpop grubunun üyesiymiş.Önce onu hiç sevmedim ve hiç tipim de değil ama sonra bana bir tatlı geldi! İçten bir hali var.Gidip yanağından sıkmak istiyorum.Bende böyle duygular uyandırıyor.




Ve tabi benim için dizinin ikemeni Sakaguchi Kentora'da Ren'in düzenbaz ama iyi kalpli arkadaşını oynuyor.Onun sahneleri gelince içimdeki fangirlü tutamayıp screenshot alıp durdum.Zaten en güzel sahneler onunla sevdiği kıza aitti. Heroine Shikkaku gibi izlemek istediğim filmlerde oynuyormuş.Yüreğim artık celebrity crush kaldıramıyor ama ben daha izlerim bu çocuğu.




Dizi tipik Japon dramaları gibi; herkesin birden aynı kişiye aşık olması,sevip de söyleyemeyenler,söyleyince olmayanlar,acıklı geçmiş hikayelerle doluydu.Gereksiz yere yaşattığınız dramlarla ömrümü yediniz! Fakat karakterler arasında geçen diyaloglar ve hikayenin ilerleyişi cidden güzeldi.İki günde beni baya kendine bağladı ve böyle olunca da karakterlere arkadaşım gibi oluyor.Bitince bir süre üzülüyorum. (God,I should get a life.)

Ayrıca dizinin Tokyo'da geçmesi ve (ilk başta vurulduğum) müzikleri beni ağlatacaktı.Çünkü yazın Tokyo'dayken izlediğim şeylerin içindeymişim gibi hissetmiştim.Daha önce dizi izlerken Tokyo'yu görsem orası sadece benim için çok gitmek istediğim bir yerdi.Şimdi ise benim de kısa süre için bile olsa bir zamanlar bulunduğum bir yer.Üzülüyorum işte.


He bi de sen üz beni tamam