filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Haziran 2014 Cumartesi
Hidamari no Kanojo
Şu filmi çıktığından beri izleyecektim ve sonunda resmen tatile girmemle beraber amacıma ulaştım. Matsumoto Jun'lu bir şeyler daha izleyip bütün yaz Juunnn! şeklinde gezmeyi planlıyorum.Şayet işsizim ve bu yaz Japonya'ya gidemiyorum.
Filme gelirsek hikaye gayet klasik bir aşk filmi gibi başlıyor. Yıllardır görüşmeyen okul arkadaşları bir şekilde karşılaşıyorlar. Bu sırada okul anılarıyla ilgili flashbackler görüyoruz tabi. Sonra da olaylar gelişiyor. Fakat filmin ilerisi için bir şey söyleyemiyorum çünkü o zaman tüm sürprizi kaçıyor. Tek söyleyebileceğim klasik bir aşk filmine göre fantastik kaçan bir durum olduğu. Filmle ilgili sevdiğim şey de buydu.
Gelelim Matsujun'a! (excuse me while I'm fangirling here) Film zaten iki saat, bir de ben her Jun sahnesinden caps almaya çalışınca bitiremiyordum az daha. Sonra bundan vazgeçtim tabi ama adamı görünce kalbim çarpıyor dshafsjaf. Gerçekten karşılaşsam bayılacağım demek ki.
Ueno Juri ne kadar tatlı bir kızmış. (Bu saç tipine olan sevgim ayrı bir konu) Jun'la ikisi Makino-Domyouji kadar olmasa da yakışmış.
Vee gençlik hallerini oynayanlar da çok tatlıydı. Şöyle ki:
Filmin müzikleri de güzeldi.Matsujun'la Ueno'nun sahneleriyle beraber wouldn't it be nice şarkısının çaldığı yerler çok hoşuma gitti.Şarkıyı da buraya ekleyeyim.
Aslında film biraz yavaş ilerliyor olabilir ama Matsujun olduğu için ben sıkılmadım.Bir de Jun'lar ağlamasın lütfen.
30 Temmuz 2013 Salı
İzlenilen Filmler
Solanin
Solanin'i çok sevdiğim için filmini de izlemeliyim dedim.Manga çok iyi olduğu için film onun biraz aşağısında kalmış.Bu da normal bir şey bence.Film biraz yavaş ilerliyordu ama mangası kadar olmasa da sevdim.Şurada mangası ile ilgili yazım olduğu için konusunu tekrar yazmıyorum.
Meiko rolünde Aoi Miyazaki gayet iyi olmuş.Bu kızı daha önce Nana'da Hachiko olarak izlemiştim.O zaman Mika Nakashima'nın yanında o kadar dikkatimi çekmemişti.Solanin'de şu kaküllü,küt saç modeliyle ne tatlı olmuş.Tabi bu benim çok sevdiğim halde hiçbir zaman sahip olamayacağım o saç tipine olan sempatimden de kaynaklanıyor olabilir -_-'
Filmde en çok son sahnelerde duygulandım.Çünkü Solanin şarkısını çok seviyorum.Ben de gitarla çalıp söylesem mi diye de heveslendim.Hemen gidip kardeşime sordum bana bunun akorunu bul diye.Kolay dedi.Sonra üşenmezsem bana öğretir de çalarım ^_^
"The little piece of the future I saw
Was waving goodbye"
Kimi Ni Todoke
Bu filmi ne güzel festivalde izleyecektim ben! Ne yazık ki yer ve saat uymadığı için gidemedim.O olmayınca da izlemeyi hep erteledim.
Film hakkında söyleyecek fazla bir şeyim yok aslında.Genel olarak güzel bir uyarlama olmuş.Oyuncular da çok tatlıydı.Özellikle Miura Haruma sen ne güzel Kazehayasın öyle :D Kazehaya'nın o elini yüzüne koymalı hareketini de çok iyi yapmış (anladınız siz dhfsdcf ) Bir de Chizu'yu oynayan kızı çok beğendim ben.Hem çok güzel oynamış hem de çok şirindi kendisi.Bakınız bu.
Kimi ni Todoke'nin animesini izlediğimde (anime ile ilgili yazım) oradaki okul yaşamına,arkadaşlıklara çok özenmiştim.Filmi izlerken de yine o duyguyu yaşadım.Ben de sakura yaprakları düşürken okula yürümek istiyorum ya! Bir de yukata giyip havai fişek izlemeye gitmeden ölmezsem iyi.
Drop (Doroppu)
Bu filmi hem Hiro Mizushima var diye hem de biraz değişik filmlere de bakıyım diye izledim.Sonuçta bol vurmalı,kırmalı,dövüşlü,komik sonlara doğru da biraz hüzünlü bir filmdi.Konusu şöyle;
Shinanogawa Hiroshi özel okulda okuyan bir gençtir.Fakat bir çeteye girmek gibi bir amacı vardır.Bu yüzden de özel okulu bırakıp devlet okuluna geçer.Oradaki serserilerin arasına katılmak için çetenin lideri Iguchi Tatsuya ile kavga etmek zorundadır.Bu kavgadan sonra Hiroshi çeteye alınır ve olaylar gelişir...
Benim hep kibar,aklı başında bir insanmış diye düşündüğüm Hiro Mizushima'ya serseri rolü oynamak çok yakışmış.O sarı saçı bile bana kötü gelmedi.Ayrıca şu yandan örmeli saçı çok beğeniyorum kendisinde.
Solanin'i çok sevdiğim için filmini de izlemeliyim dedim.Manga çok iyi olduğu için film onun biraz aşağısında kalmış.Bu da normal bir şey bence.Film biraz yavaş ilerliyordu ama mangası kadar olmasa da sevdim.Şurada mangası ile ilgili yazım olduğu için konusunu tekrar yazmıyorum.
Meiko rolünde Aoi Miyazaki gayet iyi olmuş.Bu kızı daha önce Nana'da Hachiko olarak izlemiştim.O zaman Mika Nakashima'nın yanında o kadar dikkatimi çekmemişti.Solanin'de şu kaküllü,küt saç modeliyle ne tatlı olmuş.Tabi bu benim çok sevdiğim halde hiçbir zaman sahip olamayacağım o saç tipine olan sempatimden de kaynaklanıyor olabilir -_-'
![]() |
| Bu konuşmayla kalbimi çaldın Taneda. |
Filmde en çok son sahnelerde duygulandım.Çünkü Solanin şarkısını çok seviyorum.Ben de gitarla çalıp söylesem mi diye de heveslendim.Hemen gidip kardeşime sordum bana bunun akorunu bul diye.Kolay dedi.Sonra üşenmezsem bana öğretir de çalarım ^_^
"The little piece of the future I saw
Was waving goodbye"
Kimi Ni Todoke
Bu filmi ne güzel festivalde izleyecektim ben! Ne yazık ki yer ve saat uymadığı için gidemedim.O olmayınca da izlemeyi hep erteledim.
Film hakkında söyleyecek fazla bir şeyim yok aslında.Genel olarak güzel bir uyarlama olmuş.Oyuncular da çok tatlıydı.Özellikle Miura Haruma sen ne güzel Kazehayasın öyle :D Kazehaya'nın o elini yüzüne koymalı hareketini de çok iyi yapmış (anladınız siz dhfsdcf ) Bir de Chizu'yu oynayan kızı çok beğendim ben.Hem çok güzel oynamış hem de çok şirindi kendisi.Bakınız bu.
Kimi ni Todoke'nin animesini izlediğimde (anime ile ilgili yazım) oradaki okul yaşamına,arkadaşlıklara çok özenmiştim.Filmi izlerken de yine o duyguyu yaşadım.Ben de sakura yaprakları düşürken okula yürümek istiyorum ya! Bir de yukata giyip havai fişek izlemeye gitmeden ölmezsem iyi.
Drop (Doroppu)
Shinanogawa Hiroshi özel okulda okuyan bir gençtir.Fakat bir çeteye girmek gibi bir amacı vardır.Bu yüzden de özel okulu bırakıp devlet okuluna geçer.Oradaki serserilerin arasına katılmak için çetenin lideri Iguchi Tatsuya ile kavga etmek zorundadır.Bu kavgadan sonra Hiroshi çeteye alınır ve olaylar gelişir...
7 Mayıs 2013 Salı
Nana Live Action 1-2
Nana'yı izleyeli üç ya da dört yıl oldu galiba ve hala en sevdiğim animelerin başındadır.O zamanlar animeyi bitirdikten sonra live actionın birazını izleyip beğenmemiştim.Çünkü animeden o kadar etkilenmiştim ki live actionu bunu karşılamıyordu.Sonra nedense live actionlara karşı bir ön yargım oldu.Hatta hiç izlemiyordum ki şimdi durum tamamen değişti.Nana Live Action'un birinci bölümünü çok sevdim!
![]() |
| Birinci bölüm |
Öncelikle oyunculardan bahsediyim.Mika Nakashima favori anime karakterlerimden olan Osaki Nana rolüne çok yakışmış bence.Kendisi de ses tonu da çok güzel bu kadının.Çok kıskandımmmm.(Bir gün cosplay yaparsam Osaki Nana olacak o!) Hachi rolünde Aoi Miyazaki de uymuş.Ren'e alışmadım önce fakat sonra o da gözüme batmadı.Hatta baya bi benzemiş.Nobu'ya gelirsek: NEDENNNN? diye sormak istiyorum.Favori karakterlerimden birine ısınamadım yani.Shin'i Matsuyama Kenichi'nin oynaması güzel olmuş.Yakışıklı biri olmalıydı zaten.(Pek bir rolü yok gerçi.) Yasu hakkında diyecek pek bir şey yok.Güneş gözlüklü ve kel herkes oynardı onu herhalde dskfksdajfl.
![]() |
| Şu en sevdiğim sahnelerden evet. |
İkinci film ise birincisi kadar hoşuma gitmedi çünkü oyuncu değişiklikleri yüzünden biraz soğudum.Birinci bölündeki Hachi daha uygundu bu role.Ren de aynı şekilde.(Fakat o bu bölümde az göründüğü için pek rahatsız olmadım.) Yeni Shin ise hiç olmamış bence.Onun dışında müzikler yine güzeldi.Trapnest'ı ne sevdim ne de nefret ettim.Daha iyi olabilirdi gibi.Zaten Black Stones'cuyum ben ^_^
İki bölümde de animedeki can alıcı sahnelerin ve sözlerin kullanılmasıyla yine duygulandım.Nana'nın Hachi onu televizyonda izlerken kameraya bakıp "senin dileğini gerçekleştireceğim" dediği yer mesela.Birinci bölümde Ren'le Nana ilişkisine ağırlık verilmesi de iyiydi. "Nee Nana..." ile başlayan cümleyle ise şu animeyi seven herkes duygulanıyordur herhalde.Ren ile Nana'nın ilişkisi,707 numara,çilek desenli bardaklar bunlar da var tabi :(
![]() |
| Bu arada şunu alacağım bir gün.(ağlıyacağımmm) |
Filmleri de izlediğime göre şimdi sıra mangaya geldi ama bu konuda kararsızım çünkü ne olduğunu bilmiyorum.Bilmeyen vardır diye söylemeyeceğim ama bir bu bir de Paradise Kiss beni mahvetti.Ai Yazawa bizi neden üzüyorsun? Neyse Nana'nın söylediği sözlerle yazımı bitireyim ben.Aklımda o kadar çok şey vardı ki unuttuğum bir şey yoktur umarım.
"I always thought that life was about standing your ground, no matter how strong the current was. But going with the flow isn't so bad after all. As long as it takes you forward."
14 Ocak 2013 Pazartesi
Bokura Ga Ita Live Action 1-2
Genelde romantik filmleri seven bir insan değilim.Tamam izlerim ama çok sevdiğimi filmler o tür değildir.Fakat konu Japonlara gelince işler değişiyor.Shoujoları gözümde kalpler çıkarak izliyorum.(böyle) Bokura Ga Ita'da da bunu yaşadım.İki saatlik iki filmi de pek sıkılmadan izledim.
Kısaca konusu ise şöyle;Nanami Takahashi sıradan liseli bir kızdır.Motoharu Yano ise görüntüsü ve zekasıyla okulun kızlar arasında popüler çocuğudur.Bir gün Nanami okulun çatısında aldığı kötü ders notuna üzülerken Yano ile karşılaşır.Yano ile konuştuktan sonra onu sevmeye başlar.Yano'nun ise geçmişte yaşadıklarıyla ilgili problemleri vardır ve bunlarla başa çıkmakta zorlanıyordur.Fakat bir süre sonra o da Nanami'den hoşlandığını fark eder.Böylece yıllarca süren ilişkileri başlamış olur.Tabi ki araya giren çeşitli dramatik olaylarla Japon veletler bizi duygulandıracak,Nanami'nin Yano'ya olan bağlılığı yok artık dedirtecektir.
Yano karakterini Ikuta Toma oynuyor ki önce alışamadım çünkü liseli birine göre biraz büyük duruyordu.Sonra da çok sevdim.Bu adamın olduğu her filmi izlerim artık^_^ Nanami'yi Yoshitaka Yuriko oynuyor.Çok şirin geldi bu kız bana.Bir de bazı Japon kızları böyle güzel olmak zorunda mı.Kıskanıyorun resmen.
Normalde live actionlara bakarken oyuncuları bir türlü animede izlediğim karakterlere yakıştıramam.Bokura Ga Ita'da ise tam tersi oldu.Filmi izledikten sonra animeye bir bakıyım dedim ki garip geldi.Okuduğum yorumlara göre de mangasının daha güzel olduğu söyleniyor.
Trailer:
25 Kasım 2012 Pazar
"So answer me please. Tell me what you're doing. Okay, let's look at the logic. You create man. Man suffers enormous amounts of pain. Man dies. Maybe you should have had just a few more brainstorming sessions prior to creation. You rested on the seventh day. Maybe you should have spent that day on compassion."
27 Temmuz 2012 Cuma
Mary and Max
Mary, alkolik bir anneye ve ölü hayvanları doldurmak gibi bir hobisi olan bir babaya sahip sekiz yaşında Avustralyalı bir kızdır.Ailesinden pek de ilgi ve sevgi görmemektedir.Tek arkadaşı ise bir horozdur.Max ise New York'lu obez ve asperger sendromlu naif bir adamdır.İnsanları ve çevresindekileri anlamakta güçlük çekiyordur.Yaşlı komşusu Ivy ve psikoloğu dışında insanlarla iletişimi yoktur.Hayatta kendisine üç amaç belirlemiştir;birincisi arkadaşının olması,ikincisi sevdiği çizgi filmin figürlerinin koleksiyonu ve üçüncüsü de çikolata.(Her ne kadar psikoloğu ona daha ciddi amaçlar edinmesini söylese de.)
Bir gün Mary şans eseri ona bir mektup yazar ve bu olay Max'ın monoton hayatında bir değişim meydana getirir.Bu iki karakterin aralarındaki farklara rağmen birbirlerine anlatacakları şeyleri ve ortak yönleri vardır.Yalnızlık ve alay edilmek gibi.Böylece aralarında yıllar süren bir mektup arkadaşlığı başlar.
Ne olduğunu bilmeden "aa Tim Burton gibi."deyip izledim bu filmi ve kesinlikle bir çocuk filmi değil öncelikle bunu söyleyeyim.Hatta renkleri ve değindiği bazı konular açısından biraz kasvetli ve düşündürücü diyebilirim.Bir yandan gülümsetiyor bir yandan da duygulandırıyor.Animasyon seviyorsanız izleyin mutlaka.
"...Seni affediyorum,çünkü sen mükemmel değilsin.Hiçbir insan mükemmel değildir,evimin dışına çöp atan adam dahil.Gençken kendim haricinde herhangi biri olsam ne iyi olurdu diye düşünürdüm.Doktor Bernard Hazelhof ıssız bir adaya düşsem kendi kendime alışmak zorunda olacağımı söyledi.Sadece ben ve hindistan cevizleri...Kendi kendimi
10 Mart 2012 Cumartesi
Stranger Than Fiction (Lütfen Beni Öldürme)
Stranger Than Fiction'ı ilk izlediğimde baya etkilenmiştim.Dvdsini bulduğumda da çok sevindim.
Filmin ana karakteri Harold Crick hayatını hep aynı düzende sürdüren bir mali müfettiş.Öyle ki;yaptığı günlük işler,attığı adımlar,dişlerini fırçalaması bile aynı süre içinde gerçekleşiyor.(Dış sesin de söylediği üzere:"Harold Crick was a man of infinite numbers, endless calculations, and remarkably few words.") Fakat bir gün bir ses duyuyor ve o monoton hayatı değişmeye başlıyor.Bu dış ses,Harold bir hikayenin kahramanıymış gibi ona o an ne yaptığını,ne düşündüğünü anlatıyor.Hikaye ilerledikçe Harold bir trajedinin mi yoksa bir komedinin mi ana kahramanı olduğunu çözmeye çalışıyor.
Filmin hikayesi çok güzel.(Şöyle bir şey yazabilseydim keşke ah) Kurgunun içinde kurgu olması benim çok sevdiğim bir olay zaten.Truman Show'u seviyorsanız bunu da sevebilirsiniz diye düşünüyorum.
(Not:Ve buradan isyan etmek istiyorum.Biraz alakalı çevirin şu film isimlerini Türkçe'ye!Güzelim ismi ne yapmışsınız?Tamam sakinim.)
9 Kasım 2011 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























